ugur's profileTopçu Çvş. Uğur ÖZER----...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
December 09 Analar Ağlamasın
October 29 ASKER
July 29 ÖZLEDİM SENİ-Can YücelAyrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir... beynimi uyuşturuyor özlemin... Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca zaman içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum. Yokluğun,hatırladıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp mütemadiyen bir boşluğa Sabahları seni okşayarak başlamaları akşamları her işi bir kenara koyup seninle başbaşa konuşmaları özlüyorum;oynaşmalarımızı,yürüyüşlerimizi,sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne kadar yumuşak,bir çift kısık gözle kendini,ellerimin okşayışına bırakırken. Gitmeni asla istemediğim halde,buna mecbur olduğunu görmek ve sana bunları söyleyemeden "git artık" demek. "Beni ne kadar çabuk unutursan,o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa" demek sana ne de zor.. Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden... yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek... Can Yücel şiiiiiiiiiiiirHüzünlerin dolunayları kana doymayan bir gecedir Yürek ağrısı kül döker şiire, aşk türkülü bir hecedir Aynalar iki büklüm gösterir bedeni, en zor bilmecedir Sevda, hiç varılmamış, gizemli bir masallar ülkesidir July 28 acaba ney!!!Hikayemiz Herkes, Birisi, Herhangi Biri ve Hiçkimse adlı dört kişi hakkında... Yapılması gereken önemli bir iş varmış... Herkes, Birisinin bu işi yapacağından eminmiş... Gerçi işi Herhangi biri de yapabilirmiş ama Hiçkimse yapmamış... İş ortada kalınca Birisi buna dayanamamış ve çok kızmış. Çünkü iş Herkesin işiymiş. Aslında Herkes, Herhangi Birinin bu işi yapabileceğini düşünüyormuş ama Hiçkimse Herkesin yapamayacağının farkında değilmiş.... Peki ne olmuş...? Ne olacak...Sonunda Herhangi Birinin yapabileceği bir işi Hiçkimse yapmadığından, Herkes Birisini suçlamış... July 02 Aşk-SevgiAŞK VE SEVGİ
AŞK bir yıl sürer
SEVGİ bir ömür AŞK gözünde büyütür AŞK aldatır AŞK (aşık) kıskanır AŞK seni de onu da ikiye böler AŞK zehir gibidir AŞK ay gibidir hep bir karanlık yüzü var senden gizlenen AŞK gider (isteyince) AŞK çeker, ezer, cesaret kırar AŞK ise; o senin için hedeftir Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret, MAVİ May 15 'eğer','çünkü','rağmen''EĞER' değil, 'ÇÜNKÜ' değil, 'RAĞMEN' sevin April 17 borcun varBANA GÖZYAŞI BORCUN VAR ! Adam genç kadına seslendi: Genç kadın sordu: Adam gözlerini kırptı; Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi. Adam, seslendi yine; Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu: Heyecanlandı adam Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca. Genç kadının gözlerinin içine baktı; Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı. Adam kollarını uzattı Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın. Adam son kez seslendi; Kadın irkildi; Sigarasından derin bir nefes çekti adam; Hoşuna gitti sözler kadının Adam, biraz daha yaklaştı; Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini. - Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın... Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi; Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle... Adam, şaşırdı; Genç kadın kapıya yöneldi; Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına. Genç kadın sümbülleri aldı: Adam sevindi: Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam, Haykırışı yağmura karıştı. İnsan hayatta kaç kez ölür ?Hayal 20 yaşında, henüz 1 aylık yeni gelindi. Anneanne ve dedesine el öpmeye çocukluğunun geçtiği kente gelmişlerdi eşiyle. Anne ve babasıyla ablası da ordaydılar o ara. Ve tabii ki henüz bekar olan teyzesi de. Teyze anne yarısı demekti derler ama o ona –abla- der, bir yanağını sadece ona öptürecek kadar sever, evlerindeki bir koltuğu –ablamın koltuğu- diye kimseyi oturtmayacak kadar değer verirdi teyzesine... Ertesi sabah uyandıklarında evdeki telaşı fark ettiler yeni evliler. Gece – Ayşe tatik çıkabilir- denmiş ve Kıbrıs’a çıkarma yapılmıştı. Sanki o gün olacaklar o tarihi zaten yeterince unutulmaz yapmayacak gibi. 20 Temmuz 1974. Topluca yapılan kahvaltı Kıbrıs ve ordaki yurttaşların çektiklerinin detaylarını konuşmakla geçmişti. Daha sonra misafir olanlara o gün kente özgü meşhur hamamlara gitme teklifi yapılmış ve onay görmüştü hep bir ağızdan. Heyhat! Kıbrıs’a çıkarma yetmez sana, bir de geçmişine de çıkarma yapmak lazım demişti kader! Erkekler ve kadınlar hamamı çarşının göbeğinde ve bir sokak uzaklıktaydı birbirinden. Saat verilip buluşma anı tespit edilerek sevinç içinde “Ferah” hamamının o kendinden kaynak sularıyla, ruhlarının bile arındığına inanana kadar temizlenmişti herkes... Bayanlar; yüzleri ayparçası, pembe yanaklarla- şakalaşarak erkeklerle buluşmak üzere hamamdan çıkıp, köşeyi dönmek üzereydiler ki... Hayal çarpışmalarına ramak kalmışken durmuştu...ya da durduğunu sanırken görünmeyen ve 300 km. hızla gelen bir tıra çarpmıştı...ölmüştü... O an saatler, hatta dünya bile durmuştu... Çarpışmak üzere olduğu kişi onun gözlerinin hatta atmayan yüreğinin ta derinliklerine öldürücü bir ok daha yolluyordu, kesin ölmesi için: - Evlenmişsin, mutluluklar dilerim Hayal, derken...O mavi gözlerden niçin yaşlar akıyordu ki beni öldürürken... -Yalnız bir şey soracağım müsaade edersen... Hayal hala o ince çizgideydi. Henüz tam can vermemişti. Nefes almıyor, yaşamıyor ama ne yazık ki duyuyor ve görüyordu onu, Mutlu’yu... Hayatı film şeridi gibi akıyordu gözlerinin önünden. O kısacık 20 yılının 8 yılında, o daha 11 yaşındayken bir gün Mutlu’nun kapılarının önünden geçerken bir kağıt parçası düşürür gibi yapmasıyla, ona olan aşkını itiraf etmesinden beri hep vardı hayatında. Hayal 1 sene sonra, yurtdışında çalışan anne- babasının yanına gitmişti kardeşleriyle birlikte. 2- 3 ayda bir mektuplaşıyorlardı. 72 senesinde Mutlu Mardin’de askerken mektup içinde bir nişan yüzüğü yollamış ve o yaz izne geldiklerinde onu isteyeceğini yazmıştı en son. Hayal o sene okulları yüzünden erkek kardeşleriyle izne gelememişti vatana. Ana+ baba+ ablanın 3 haftalık izninin hiç bitmeyeceğini sanmıştı. O zamanlar telefon da yok bırakın mesajlaşmayı. Ancak telgraf ve mektupla haberleşiliyordu aciliyete göre. Hayal o eski günlere ait film karelerini seyrededursun, Mutlu son can alıcı okunu da atıyordu... - Madem bana varmaya gönlün yoktu, kendini niye istettirip, reddettin? Bunu bana açıklar mısın? Son darbe Hayal’in kalbini göğüs kafesinden yırtıp almış, can çekişmesini her an sonlandıracaktı... Ama insan can çekişirken kalbi bu kadar sızlar, gözlerden bu kadar yaş akabilir miydi? İlk göz ağrısı, canından çok sevdiği ilk aşkı onu istetmemişti, anne ve ablasının söylediğine göre... 72’de zaten ölmüş, aşkını kalbine gömüp, yüzüğü sahibine iade etmişti, mektubunda ona mutluluklar dileyerek... Hatta fonda Timur Selçuk çalıyordu.- Artık birbirimize iki yabancıyız. Ne kadar zor olsa, bir gün gelir unutursun her şeyi ama her şeyi- diyordu. Bunu bile hatırladı o an. Son bir can havliyle anne ve ablalarına döndü. Az önce nur-u pak olan yüzleri alı al moru mor olmuştu. Cevaba gerek kalmamıştı. Canısı da anlamıştı olanları. -Tamam üzme canını. Sen yeter ki mutlu ol demiş, onu bir kez daha öldürmüştü. Sahi insan hayatta kaç kez ölür? April 10 YAŞANMIŞ AŞK HİKAYELERİ
ARZU İLE RIFAT Sebepsiz Fırtına - yaşarSebepsiz Fırtına
Gerilir büyür ah
Bir sebepsiz fırtına Kardeşidir umut aşkın Kalan elinde avucunda Fırtınalardan kurtar beni ya
Batırma gemilerimi Umutlar aşkın teknesi ya Umutlarım tükendi Sensiz olmuyor yerine konmuyor
Kimsenin eli senin gibi dokunmuyor Karlara inat yürürüm yollarına Adını camlara yazdım okunmuyor Gerilir büyür ah
Bir sebepsiz fırtına Kardeşidir umut aşkın Kalan elinde avucunda Fırtınalardan kurtar beni ya Batırma gemilerimi Umutlar aşkın teknesi ya
Umutlarım bulutlanır Adına düğümlenir Sensiz olmuyor yerine konmuyor
Kimsenin eli senin gibi dokunmuyor Karlara inat yürürüm yollarına Adını camlara yazdım okunmuyor MAVİ AĞLADIĞINDA…MAVİ AĞLADIĞINDA…
Bir yokluk zamanıydı... Bir yokluk zamanıydı... Mavi ağlardı.... Herkesin bildiği yerlerde
Bir yokluk zamanıydı... Mavi ağlardı Bir yokluk zamanıydı... March 25 Aşk Suskun Bir İlahidirTendeki tuz yüreklere dökülünce,
Yüreğin bedendeki gizli ayinidir. Aşk, bütün sınırların kesiştiği, Tanımlanamaz, suskun bir ilahidir…
March 21 GÜLAY--İST@NBULİstanbul
Trende biletsiz sevdalar vardı
vagonlar kaçaklara göz yumarlardı
Aksada yüreklere kar pınarları
Sevdanın arkası var, ardı bahardı.
İstanbul ağlıyor, sen ağlıyorsun
Hadi git git artık ne duruyorsun
Yolcular hep kaçar, bizse hep tutuklu
Gözler ağlıyor, tutkulu çocuksu.
Yıldız avlarım, göğün mavisinde
Herdem bakışlarına, gözlerinin deryasında
Pusu duran ellerimi, sana tuzaklarım
Her tetik düşürdüğünde gözlerin, ölüme az kalırım
Yalnız gördü ya, gelir bende kalır YALNIZLIK
Uzar geceler...
İstanbulda yağmur yağar, karla karışık,
Karı ayaklar,yağmur kokuları alırım koynuma,
Ot koyarım göz ucuma
Anlarım,
Yine yangın, yine hasret
Yıkanan istanbulda düşen payıma
Bide yüzünün giderken ıslaklığı
Gül damlası düşmüş ateş yurduydu
Dağlara dil uzatan narlı kuyuydu
Yağsada gönüllere gam geceleri
Ceren yarasında dert büyütürdü
İstanbul ağlıyor, ben ağlıyorum
Hadi kalk gel artık dayanımıyorum
Yolcular geldiler sen yoksun içinde
Yüreğim can veriyor acılar içinde.
February 27 ZİGON SEHPA-BEDİRHAN GÖKÇEZİGON SEHPA Bugün ordaydım...
Aynı evde, aynı evde...
Aynı kapıdan girdim içeri.
Tesadüf bu ya aynı anahtar kalmış bende.
Sandalyede yeleğini unutmuşsun,
Masada kahkahanı,
Mutfakta bardağını.
Salonda duruşunu unutmuşsun.
Sonra yan odada hıçkırığını,
Koridorda gözyaşlarını.
Kapıda çarpıp çıkışını unutmuşsun.
Bir çiçeğin zehri düşmüş zigon sehpaya.
Bir rujun rengi düşmüş oval aynaya.
O kavgadan arta kalan kırık bir vazoyla
İkimizin kalbi düşmüş tozlu balkona.
Duvardaki resmin gülüşün kalmış.
Son içtiğin fincanda dudak izlerin.
Portmantonun yanında gidişin kalmış.
Kapıda bıraktığın ayak izleri.
Yastığının üstünde saçını buldum.
Posta kutusunda mektuplarını.
En son dinlediğin şarkını buldum...
O hicazda kalmış gözyaşlarını.
Yazan böyle yazmış demek şarkıyı.
Nasıl anlam buldu sen olmayınca
NEYLEYİM KÖŞKÜ, NEYLEYİM SARAYI...
İÇİNDE SALINAN YAR OLMAYINCA....
BEDİRHAN GÖKÇE MONA ROZA-Sezai KarakoçMONA ROZA Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek... Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki ben Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki ben Mona Roza bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir bir gülümsesen Bir tüy ki kapalı gece ve güne Altın bilezikler o kokulu ten Mona Roza siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Aaahhh! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza siyah güller, ak güller Sezai Karakoç February 25 YEMEN! AH! YEMEN!...YEMEN! AH! YEMEN!...
YEMEN ÇÖLÜ; nasıl bir ölü uykusundasın ki bunca şehidin kanı seni yeşertemedi. Anaların, gelinlerin ve nice yetimlerin ıssız yerlerde döktükleri gözyaşları yağmur olup üzerine yağsaydı, bağrından ormanlar fışkırırdı. Hâlâ derin bir sükût içindesin; bir dile gelsen, neler anlatırsın, neler... Ufuklardan ufuklara esen rüzgâr; nereden gelip nereye gittiğin bilinmez. Bazen ılık bir nefese dönüşür, kumları okşar, insanlara hayat sunarsın; bazen gazabın tutar, çığlık çığlığa bölünür, dünyayı cehenneme çevirir, masumlara mezar olursun. Ne boğup attıklarının, ne de yetim bıraktıklarının bir hıçkırığını bile sinende taşımazsın. Sen ne gaddarsın! Ey göz alabildiğine uzanan Büyük Türk Mezarlığı! Nice genç evlâtları yuttun. Onların da hevesleri, arzuları vardı. Akşam güneşinin altında daldığın derin hülyalarında ne korkunç çığlıklar gizli! Etleri, kemikleriyle besleyerek bağrında büyüttükleri kayın ağaçlarını dallarında gecenin sessizliği matemlerin en içlisini de dokuyor. Gün ağarırken kim bilir kaç bülbül feryatları dile getiriyor!... Bir zamanlar elemle, endişeyle andığımız Yemen, sayısız gencimize mezar oldu. Yıllarca “Gece bir ses geldi derinden derinden/Beni mi çağırdı Yemen Çöllerinden” diyen yaşmaklı kızlarımızın yürekleri çarpardı. Cihan biliyor ki hiçbir milletin evlâtları onların şartlarında, onlar gibi savaşmadı; destanın en dokunaklısını arkalarında bırakmadı. Ne hazindir ki, şimdi o sesiz vadilerde, engin çöllerde ne mezar taşları, ne de ziyaretçiler var... Ansiklopediler “Yemen’de ölen Türklerin sayısını tarih bilmiyor, öğrenmekten de korkuyor” derlerken, nesillerle süren dramımızı anlatıyorlar; fakat hiçbir dram, unutmak veya unutulmak kadar dramatik değildir… HAYAT DERSİ>Iki arkadas, hararetle tartisiyormus: Tartistiklari konu, sigara icerken >Incil okunup okunmayacagi imis. Sonuc alamayinca Papa'ya sormaya karar >vermisler. > >Papa'nin yanina gidip sirayla sorularini sormuslar. Biri olumsuz cevap >alirken digeri, izin almayi basarmis. Izin alamayanin sordugu soru : - Papa
>hazretleri, Incil okurken canim sigara icmek istiyor, icebilir miyim? > >-Oglum, Incil okunurken Tanri'yla ilgilenmen lazim. O sirada dikkatinin >dagilmamasi lazim. O yuzden Incil okurken sigara icilmez. > >Izin alanin sordugu soru : -Papa hazretleri, sigara icerken canim Incil >okumak istiyor, okuyabilir miyim? -Oglum, her nerede ve ne kosulda olursan >ol, Incil okuma istegi duyarsan okuyabilirsin. > > >Kissadan hisse : > >1) Esas olan, aldigin cevap degil, sordugun sorudur >2) Beceri; almak istedigin yaniti alabilecegin soruyu sorabilmektir.
İKİ LİRA-CAN DÜNDARGünlerdir 2 demir lirayı elimde çevirip duruyorum.
2 Türk lirası...
Bazılarınız yere düşse eğilip almazsınız.
Para üstü olsa aldırmazsınız.
Harçlık diye, bahşiş diye, sadaka diye verilse surat asarsınız.
Hepi topu 2 lira....
* * *
6 Şubat gecesi Şanlıurfa'ya çok yağmur yağdı.
Ceylanpınar Tarım İşletmesi arazisi içinde bulunan Çırpı Deresi taştı;
üzerindeki stabilize geçişi tahrip etti.
O geçişten bir kamyon geçmeye çalışıyordu o gece...
Kamyonun kasasına 44 kişi binmişti. Çoğu kadın ve çocuktu.
Tarım İşletmeleri çiftliğine, koyun sağmaya gidiyorlardı.
Kamyonun şoförü yolun çöktüğünü fark etmedi; araç Çırpı Deresi'ne uçtu.
Kasadaki 44 kişi dereye döküldü; sürüklendiler.
Kamyonun kasasına tutunmayı başaran 33 kişi kurtarıldı.
Kurtarılanlar Ceylanpınar Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.
Sel sularına kapılan 2 işçi, Elma ve Hacer Kaya öldü.
Halil, Ahmet, Emine ve Anuç Ete kayboldu.
Zehra ve Hatun Kaya kayboldu.
Naile Çorak, Fatma Merç, Halfe Ayberk kayboldu.
Adları ilk kez haberlerde duyuldu.
* * *
Gece, arama kurtarma çalışmaları başladı.
Dalgıçlar sabaha kadar derede işçi aradılar.
Derenin Suriye tarafında da Suriyeliler çalıştı.
Sonuç alınamadı.
Kazayla ilgili olarak Ceylanpınar Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma
başlattı. Çiftlikte süt sağımı işini yaptıran müteahhit Celal Ulukaya
gözaltına alındı.
Bu gözaltının nedeni, kurtulan işçiler konuşunca anlaşıldı.
Kazazedelerden Halil Ertuğrul 10 yıla yakın süre bu işi yapmıştı.
Çiftlikteki sağım işinden günde 2 lira kazanıyorlardı.
Ertuğrul, "Niye çalışıyorsun o zaman" sorusuna kısa bir yanıt verdi:
"Mecburum. İş yok."
* * *
Günde 2 liradan ayda 60 lira...
44 işçiyi Çırpı Deresi'ne sürükleyen, 11'ini yağmur sularından bir selde
boğan ekmek kavgasının bedeli bu...
İşsizlik illetine düşmüş fukaraları "Hiç yoktan iyi" tesellisiyle kandıran
müteahhitlerin ucuz işgücüne biçtikleri değer...
2 demir lira...
Günlerdir elimde çevirip durduğum 2 metelik...
2 paralık hayatların can pahası..
Harçlık isteyen çocuklara bu yazıyla birlikte veriniz.
Hayat dersi niyetine!...
Can DÜNDAR SUSKUNLAR MECLİSİÇok eski zamanlarda, ülkenin birinde bilginler ve şairler, Suskunlar Meclisi adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı. Bu meclisin üye sayısı 30 kişiydi ve bunu artırmıyorlardı.Üyeliğin ilk koşulu çok düşünmek ve az konuşmaktı.
O zamanların ünlü şair ve bilgin bir kişisi de, bu meclise girmeye çalışıyordu. Günün birinde Suskunlar Meclisi'nin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerne aday olmak için bilginlerin bulunduğu biğnaya geldi.
Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, adını bir kağıda yazdı ve toplantıda olan meclise gönderdi.
Meclis üyeleri bu teklifi görünce üzüldüler. Gelenoraya layık bir bilgindi ama ölen üyenin yerine başka birini almışlardı bile...
Yeni bir üye için yer yoktu. Meclisin başkanı, bir bardağı tümüyle su ile doldurup ve bilgine gönderdi.
Zeki bilgin, durumu hemen kavramıştı. Bir damla daha alacak olsa bardak taşacaktı. Bunun üzerine o da hemen oracıkta biğr gül dalından küçük bir yaprak alıp suyun üstüne koyuverdi. Bardak taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi. Meclistekiler bu kibar yanıtın anlamını kavramışlardı.
Üyeler, bu değerli bilgini de aralarına almaya karar verdiler. Başkan listeye bilginin de adını ekledi. Otuz sayısının sonuna bir sıfır daha ekleyerek 300 yaptı. Bu yaptığıyla bilginle meclisin değerinin 10 kat arttığını belirtmiş oluyordu.
Listenin son biçimi bilgine gönderildi. Büyük bilgin, problemi anladı ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı.
Sağdaki sıfırı silerek, 30 sayısının soluna koydu. Yani 030 yazdı. Alçak gönüllü bilgin, böylece kendisini solda sıfır sayıyor, bardağı taşırmadığı gibi, o meclisin yapısınıda etkilemeyeceğini söylemek istiyordu.
Öteki üyeler bunu görünce saygı ve hayranlıkları bir kat daha artmış olarak Suskunlar Meclisi'nin yeni üyesini selamladılar.
Alıntı-Bütün Dünya
Gönderi-Eda Baykan |
|
|